“Sahnede Herkes Native Speaker, Ben Ahengi Yakalamak Zorundaydım”

 “Sahnede Herkes Native Speaker, Ben Ahengi Yakalamak Zorundaydım”

İstanbul’dan Londra’ya uzanan bir kariyer yolculuğu…  RADA ve LAMDA deneyimleri, kendi kalemiyle yazdığı oyunlar ve uluslararası sahnede var olmanın incelikleri. Oyuncu ve yazar Elif İskender ile İngiltere’deki tiyatro dünyasını, sektöre girişin dinamiklerini ve sanatın iki ülke arasında kurduğu köprüleri konuştuk.

Türkiye’de uzun yıllar sahne alan, yöneten ve öğreten İskender, Londra’ya ilk geldiğinde kısa süreli bir workshop planlıyordu. Ancak süreç beklediğinden farklı gelişti. LAMDA’da profesyonel oyuncularla Shakespeare oynamaya davet edilen sanatçı, bugün hem İngiliz sahnelerinde yer alıyor hem de eğitim çalışmalarını sürdürüyor.

RADA sahnesinde kendi oyununla yer almak nasıl gerçekleşti?

RADA (Royal Academy of Dramatic Arts) sahnesinde kendi yazdığım Happy New Year’ı sahneledim. İki kadın üzerine bir oyundu. Uzun süredir birbirlerinden habersiz kalmış iki kadın… Aralarındaki ilişki dostluk mu, aşk mı, öfke mi, nefret mi — hepsini içeriyordu.

Shakespeare’in Venedik Taciri’ndeki Antonio ile Bassanio arasındaki o muğlak bağa benzer bir şey; ama iki kadın arasında. Üç oyuncuyla sahnelendi ve salon tamamen doluydu. Finali oldukça ağırdı; karakterler büyük kararlar almak zorunda kalıyordu. Şimdi o oyunu İngiliz-Türk ortak yapımı olarak filme uyarlama fikri üzerine çalışıyoruz.

Ardından LAMDA’da sahne aldın. Bu deneyim nasıldı?

LAMDA’daki süreç daha konservatuvar ağırlıklıydı. Hareket, dans, müzik ve contemporary acting derslerinin olduğu yoğun bir programdı.

Aslında ben kısa süreli bir kursa gitmek istemiştim; hem İngilizcemi sınamak hem de İngiliz oyunculuk pedagojisinin nasıl çalıştığını görmek için. Ama LAMDA beni doğrudan Shakespeare ve Jakoben oyunculuk grubuna aldı. Bu grup profesyonel oyunculardan oluşuyordu.

O dönem kurumda klasik metinlere güçlü bir dönüş vardı. Globe Theatre’dan gelen sanat yönetmenleri ve köklü isimler derslere giriyordu. Ben de bu atmosferin tam ortasında buldum kendimi.

Sahnede oyunu hem açan hem kapatan bir rol oynadım. Lord karakterlerinden biriydi. O felaketleri, dönüşümleri gören bir karakter. Hem kişisel olarak zorlayıcı hem de mesleki açıdan çok kıymetli bir dönemdi.

Sahnede herkesin anadili İngilizceyken Shakespeare oynamak nasıl bir deneyimdi?

Oyunculuk yaptığınızda ya da oyunculuk eğitimi verdiğinizde dilinizin sofistike olması gerekiyor. Günlük İngilizce yeterli değil. Kavramlar arasında geçiş yapabilmeniz, fikirleri ifade edebilmeniz gerekiyor. Bir de İngilizce’de çocukluktan gelen bir ritim var. İnsanlar ninnilerle, tekerlemelerle o melodiyi öğreniyorlar. Biz o tekerlemeleri bilmiyoruz. Bu yüzden bir aksan koçuyla çalıştım. Çalışma neredeyse o tekerlemelerden başladı. Sahnede herkes native speaker’dı ve kast sizi seçtiğinde beklenti tamamen size yöneliyor. Ahengi yakalamak zorundasınız.

Yeni bir oyun üzerinde çalıştığını biliyoruz. Biraz anlatır mısın?

Evet, yeni oyunumun adı Alice. Çok evrensel bir hikâye. Şu anda metin üzerinde çalışıyorum ve Londra’da İngilizce sahnelemeyi hayal ediyorum. Henüz süreç devam ediyor ama güçlü bir yolculuk başladı.

Londra’da oyunculuk sektörüne girmek Türkiye’den farklı mı?

Aslında zor ama Türkiye’deki gibi zor. Daha zor değil. Eğer nitelikliyseniz ve yapabilirlikleriniz fazlaysa hareket alanınız oluyor.

“Takipçi sayınla ilgilenmiyorlar. Ne kadar tanınmış olduğunla ilgilenmiyorlar. Sahnede nasılsınız, ona bakıyorlar.” — Elif İskender

Türkiye’deki deneyimim burada benim için bir artı oldu. İyi bir eğitimden geldiyseniz bunu gerçekten önemsiyorlar. Ama günün sonunda görmek istedikleri şey şu: ne yaptığınız.

Bir kasting direktörü toplantıda şöyle demişti: “Lütfen Instagram takipçi sayınızla ya da Facebook sayfanızla gelmeyin. Ben Oscar’a hazırlanan bir film için oyuncu seçiyorum.” Bu aslında sektörü çok iyi özetleyen bir yaklaşım.

İngiltere’de oyunculuk için Spotlight sistemi nasıl çalışıyor?

Spotlight, İngiltere’de oyuncuların kayıtlı olduğu profesyonel bir platform. İş teklifleri çoğunlukla buradan geliyor.Ama Spotlight’a kaydolabilmek için gerçekten bu sektörde yer almış olmanız gerekiyor. Bir dosyanız, bir geçmişiniz olmalı. Ayrıca sağlık sigortası gibi pratik gereklilikler  de var.

Bunlar zor şeyler değil ama sistem sizi şu soruyla sürekli test ediyor: Gerçekten profesyonel bir oyuncu musunuz?

Network konusu Londra’da nasıl işliyor?

Network burada da çok önemli, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi. Ama ilişkilerin niteliği de önemseniyor. Benim Jeremy Herrin ile tanışmam mesela tamamen tesadüften doğdu. Yönettiğim bir oyunun fotoğrafı ile onun yönettiği bir oyunun fotoğrafı bir yerde eşleşti ve birbirimize ulaştık. Sonra onun oyunu üzerine bir kritik yazdım. Böylece tanıştık ve bir araya geldik. Hiçbir şey nedensiz olmuyor. Bir şey yapıyorsunuz ve o şey sizi benzerinizle buluşturuyor.

Pedagojik çalışmaların da Londra’daki kariyerini etkiledi, değil mi?

Evet. Rose Bruford’da yüksek lisans yapan bir öğrencimle oyunculuk çalışıyorduk. Daha önce oyunculuk eğitimi almamıştı ama kısa sürede çok büyük bir dönüşüm yaşadı. Hocaları bunu fark edince “Bunu kim yapıyor?” diye araştırmaya başladılar. Öğrencim beni önerdi ve bana süpervizörlük teklifi geldi. Böylece onların akademik çevresine dahil oldum. Aynı kişi daha sonra RADA’nın başına geçti ve benim oyunumun orada sahnelenmesi de bu bağlantılar sayesinde mümkün oldu.

Londra’daki oyunculuk akademin de devam ediyor sanırım?

Evet. 2017’de Londra’da Elif İskender Acting Academy’yi kurdum. Kamera önü oyunculuk, ses-nefes çalışmaları ve doğaçlama alanlarında eğitimler veriyorum. Son dönemde özellikle masterclass formatına odaklandım. Başlangıç seviyesinden çok sahne deneyimini geliştirmek isteyen oyuncularla çalışıyorum. Bu da bana yazmak ve yeni projeler üretmek için daha fazla alan açıyor.

Geçtiğimiz ay İstanbul’da da bir festival kapsamında masterclass yaptın.

Evet, Devlet Tiyatroları Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Festivali kapsamında davet edildim. Festivalde “Kim Kimi Yönetiyor?” başlıklı bir atölye yaptım. Devlet Tiyatroları ve özel tiyatrolardan yaklaşık 60 profesyonel oyuncuyla iki gün boyunca çalıştık.

Anton Çehov’un Vişne Bahçesi, Üç Kız Kardeş, Vanya Dayı ve Martı oyunlarından seçtiğimiz kadın karakterler üzerinden sessiz güç, bekleme, duygusal rehin alma, masumiyet ve özgürleşme temalarını inceledik. Meslektaşlarımla yeniden bir arada olmak ve dahası İstanbul’da çalışmak benim için çok güzeldi.

Elif İskender’in hikâyesi, Londra tiyatrosunun kapılarının nitelikli sanatçılara açık olduğunu; ancak o kapıların sabır, özgünlük ve güçlü bir birikim gerektirdiğini gösteriyor. İstanbul’dan Londra’ya uzanan bu yolculuk, sanatın iki ülke arasında kurduğu kültürel diyaloğun da canlı bir örneği.

📌  Bu röportajın İngilizce versiyonu

TURKISH TABLE

Feature Your Restaurant in Turkish Table

Turkish Table is TBMag's dedicated guide to Turkish dining in the UK. We tell your story — founder interview, signature dishes, full editorial feature — and distribute it to our audience across the UK.

From £350 · Includes social media distribution

TBMag Editorial Team

https://tbmag.co.uk